Get Adobe Flash player

Oğuz Kesimli'den Güzel Bir Yazı

            1931 doğumlu Ed, gençliğinde Londra’da pist ve kros yarışlarına katıldı. Ciddi bir yarışçı olmasına rağmen, büyük başarı kazanamadı. Üniversite’yi bitirdikten sonra, Kanada’ya göçetti. 20 sene kadar hiç koşmadı. 41 yaşında tekrar koşmaya başlayarak , 800-1500 m yarışlarına katıldı. 1979’da 45-49 yaş grubunda 1500 m yarışında dünya şampiyonu oldu. 50’li yaşlarında iş ve aile yaşantısı yüzünden yarışlara katılmadı.

            Emekli olduktan sonra tekrar yoğunlaştı. Aşil tandon sakatlığı bu sefer onu, sürat antrenmanı yapamadığı için mesafeye ve maratona yöneltti.

            Ed, özel bir beslenme uygulamıyor, vitamin hapı almıyor, tartılmıyor, mekik şnav çekmiyor, sadece koşuyor. Her sabah birkaç bardak çay içip, bir dilim tost yedikten sonra, egzersiz bisikletinde 5 dk ısınıyor, evinin karşısındaki yaprakları dökülmeyen ulu ağaçlı mezarlığa gidiyor. Çevresi 550 m olan mezarlıkta jog temposunda turlar atıyor. Ağırlıklı olarak antrenmanı budur, antrenmanını not etmez ama geçen sene yaklaşık 8000 km koşmuştur.

            Ed, başka bir yerde idman yapmayı istemiyor: “Yollarda arabalar üstüme sürüyor, mezarlık daha sakin ve güvenli. Şehirde koşsam, insanlar ne der diye ister istemez hızlanıyorum, halbuki mezarlık sakinleri hangi hızda koştuğumla ilgilenmiyorlar. Bu baskı olmadığı için, ne kadar koştuğumu anlamadan 2 saat geçiveriyor.”

            Bütün hız çalışması senede 25-30 defa girdiği yarışlar. Ed her sene yaptığı antrenman miktarını artırdığını kabul ediyor: “Eğer aynı antrenmanı yaparsam, yaşlanmaktan dolayı yavaşlayacağım. Tabii artırmanın da bir sınırı var.”

            Toronto Rehabilitasyon Enstitüsünden Dr. Mark Bayley: “70 yaşındaki bir adamın günde 2-3 saat koşabileceğine inanmazdım.
Hele sakatlanmadan yapabilmesini hiç ummazdım. Vücut yaşlandıkça hasar gören hücreleri yenilemekte zorlanır. Sonucunda, kas kütlesi azalır, kalp- dolaşım sistemi, eklem bağ ve tandonlar zayıflar, sakatlık kaçınılmazdır.”

            Ed, bir klinikte teste tabi tutulur; Yağ oranı %9.5 (normali %15-25) çıkar. Koşu bandında nabzı 178’e kadar çıkar (koşucu olduğunu bilmeyen bir doktor hemen ambulans çağırırdı) VO2max 52.8 çıkar (normali 35) 20’li yaşlardaki bir erkeğe ait bu sonuç, 3 saatin altında bir maratona tekabül etmektedir.

            Ed’in aile soyağacına bakmamız gerekiyor; Babası 80’li yaşlarına, annesi 93 yaşına kadar yaşamıştı. Esas önemlisi amcası 107 yıl yaşamış ve İngiltere’nin en yaşlı 2. insanı ünvanını almıştı. Ed bizlerden daha yavaş yaşlanıyor.

            Ed’in fanatik bir idman ve yarış bağımlılığı yok; evli ve 2 çocuklu. “ Kendi açımdan baktığımda benim için önemli bir uğraş ama uğruna her şeyden vazgeçeceğim anlamına gelmez.”

            Onun esas motivasyonunun, bu kadar seneden sonra, her adımını attığında aldığı keyiften geldiğini anlıyoruz. Bir cümlesi de, “Başarıma ben de şaşırıyorum, galiba bu sporda en yetenekliler değil, antrenmana dayanıklı olanlar başarılı oluyor.” Bizlere ister istemez onun birisini geçmek için değil, kendisiyle yarıştığını düşündürtüyor.

            “80 yaşına kadar koşacağım diye bir iddiam yok, ama böyle giderse seksenimde de koşarım. Bu hayatta çok uzun vadeli plan
yapmadım, yapmam da
.”  Ed Whitlock

            Not1: Değişik km de 10 tane ayakkabı kullanıyor, değiştirerek her gün birini giyiyor. Böylece ayağı belli bir kalıba alışmıyor. Yeni bir ayakkabı devreye soktuğunda dramatik bir değişiklik olmuyor çünkü sadece 1 gün giyiyor, 10 gün sonra sıra geliyor. (çoğu yarışlarda kazandığı ayakkabılar kendi seçmiyor.)

            Not2: “Master olduktan sonra, 3 değişik bölgeden sakatlandım. Her defasında 1’er yıl koşturmadı. Kendi kendine iyileşti: biraz sabır gerekli. Sakatlıktan sonra tekrar başlarken, önce 5 dk yavaş jog ile başlarım ve günde yarım dakika artırırım. Her şey yolunda ise günde 1 dk artırmaya başlarım. Antrenmanda darbeyi azaltmak için hızımı düşük, adımımı kısa ve aşağı yukarı hareketimi minimum seviyede tutarım.